gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2013 Çarşamba

Erarta Modern Sanatlar Müzesi ve Galerileri

30 Ocak

Erarta oldukça meşhur bir özel galeri. Londra, Zürih ve New York'da da var. Müze çok büyük değil ancak galerilerle birlikte en az 2 saatinizi alıyor. Ben modern sanat sevdiğim için olsa gerek, benim için güzel geçen 2 saat oldu.

Her ne kadar modern sanat sevsemde onun da bende bir ayarı var. Aşırıya kaçılmış modernizim sanırım beni rahatsız ediyor, çünkü bazı odalarda kendimi çok gerilmiş hissettim. Ancak geneli güzeldi. Son dönem çoğunlukla Rus ressamların resim ve heykelleri vardı. Aslında yazılacak pek fazla birşey yok. Daha ziyade izlemek lazım...

Çalışmalardan örnekler flickr sayfamda. Aşağıdaki resme tıklarsanız gezebilirsiniz :)

IMG_8316

28 Temmuz 2011 Perşembe

Anemurium antik kenti ve çakıl taşı plajı


Anadolunun denizden en güney ucunda bulunan Anemurium antik kentinin geçmişi M.Ö 4. yüzyıla kadar gider. M.S 1. ve 4. yüzyıllar arasında bir Roma kenti olarak en görkemli zamanlarını yaşamış olan Anemurium, daha sonra Bizans egemenliğine girmiş. M.S 5. ve 6. yüzyıllarda da canlılığını kısmen devam ettirebilmiş olan kent, M.S 580 yılşında büyük bir deprem yaşamış. 7. yüzyılşda gerek Arapların gerekse korsanların baskılarına maruz kalan Anemurium M.S 660 yılında terk edilmiş. Dağlık Kilikya'da bulunan ve balıkçılık, tarım, ticaret yapılan antik kentte surlar, su kemerleri, odeon, tiyatro, hamamlar, palaestra, kiliseler, iki katlı mezarlar ve ev kalıntıları görülmektedir. Yapılan kazılarda çıkan Roma ve Bizans dönemine ait buluntular Anamur Müzesinde sergilenmektedir. Antik kentin deniz kenarı tamamen çakıl taşları ile örtülüdür. Kentin kalıntıları denizin içinde de devam etmektedir. Muhtemelen yaşadığı deprem ve yıllarca dalgalara maruz kalan kentin suyun altında kalan kısmıdır bu. Şnorkel ile dalıp yüzerseniz bu kalıntılar ve aralarında gezinen balıklarla keyifli bir zaman geçirebilirsiniz. Nitekim ben bugün kalıntıları gezerken binlerce balıklık bir sürüye rastladım. Oldukça hoş bir görüntüydü :)






























13 Haziran 2011 Pazartesi

Eski-yenişehir


Eskişehir bir zamanlar gerçekten eski bir şehirdi ancak ne zaman ki Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen'in sihirli parmakları şehre değdi artık bu şehre eski demeye dilim varmıyor doğrusu. Eskiden ailemle birlikte bir iki kez gitmiştim ancak aklımda kalan bulanık kahverengi akan ve kötü kokan bir nehir ve orduevi olmuştu. Oysa şimdi şehrin her köşesini hatırlıyorum hem de gülümsemeyle.

Herşeyden önce şunu belirtmeliyim ki, Sayın Büyükerşen sanki biraz Peter'den etkilenmiş gibi. Gondolları ile Venedik'e benzetilse de köprülerinin işlemeleri, köprü başlarındaki metal heykelleri, meydanları ile bana direk Petersburg'u anımsattı.

Yaptığı herşey şehre yakışmış doğrusu. Nehir temizlenmiş, trafik düzelmiş, kısaca şehir güzelleşmiş. Her ne kadar tramvay nedeniyle bazı caddeler trafiğe kapanmış, bazıları tek yön olmuşsa da (ki bu durum orada yaşayanlar göre trafiği arttırmış) bence trafiği arttırmak yerine halkı toplu taşıma yönlendirmiş. Bu da iyi birşey elbette.

Eskişehir tam dendiği gibi asker, memur ve öğrenci kenti. Heralde Türkiye'de yaşlılıktan ölüm oranının en az olduğu şehirdir. Zira öğrenci çok, yaş ortalaması düşük. Sokaklarda öyle en azından.

Porsuk nehrinin kenarındaki kafelerde gençler toplanmış muhabbette, az sayıda da olsa turistler (ki bunlardan biri de biziz) gondol sefasında, seçim günü olması nedeniyle az sayıda açık olan mağazaların önünden geçen bisikletliler, yenilenmiş Odun Pazarı evleri...

Ahhh ah hele o Odun Pazarı evleri... Bir evin cumbası varsa benim kalbimi fethetmeye yetiyor. O eskimiş, dökülür vaziyetteki cumbalı evler yenilenmiş, restore edilmiş, rengarenk boyanmış mükemmel olmuş. Bazıları butik otel, bazıları galeri, bazıları kafe... Alaçatı'da hissettim kendimi. Çok istedim o evlerden birinde atölyem olmasını :)

Son olarak Sazova Bilim ve Kültür parkından bahsetmek istiyorum. Hani Ankara'da Sincan tarafında bir Harikalar Diyarı var ya... Bir heves gitmiştik üç beş tane kötü çizgi film karakteri nedeniyle bu adı almış yer tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Ama Sazova parkı tam hayalimdeki gibi çıktı doğrusu. Bu park henüz yapım aşamasında tam bitmemiş. Mesala bir şato yapılıyor. Bu şatonun en büyük özelliği her parçasının Türkiye'deki tarihi bir yapıdan alınmış olması. En yüksek ana kuleye bakarsanız Galata Kulesi'ni görebilirsiniz mesela.

Sonuç olarak seçim günü çıktığımız yolculuk fazlasıyla bizi doyurdu. (hem çiğ börekler midemizi hem de güzellikler ruhumuzu doyurdu :)) Gezinin fotoğrafları ile sizi başbaşa bırakıyorum, iyi seyirler ;)














28 Şubat 2011 Pazartesi

5 Aralık 2010 Pazar

Aklım kaldı :)


Sabah uyanmak dün akşamdan sonra biraz zordu elbet... Ama çok önemli bir sebebimiz vardı. Uzun süredir görmediğim ve Viyena'da yaşayan sevgili arkadaşım Mine de şans eseri İstanbul'da olduğundan, onunla ve Özlem ile buluşmak üzere, Elif ile İstiklal caddesinin yolunu tuttuk. Ne yedim içtim anlamadım ama muhteşem bir sohbet ve özlem giderme oldu benim için...

Ardından evde bir süre dinlendik ve Ceren de gelince Elif'in evine çok yakın bir pazara gittik. Bu bir sebze pazarı değildi, kıyafet hiç değildi... Çok çok daha iyisiydi. Antika pazarının aralarında dona dona dolaşırken aklımı pekçok tezgahta bıraktım...