Pazar günü her sonbahar olduğu gibi Kolemenskaya parkı ziyaretimizi yaptık. Aslında 2 hafta geçkaldık, ağaçların kızıllıkları azalmış ve çoğu ağaç neredeyse tüm yapraklarını dökmüş ama yine de güzel kareler yakaladığımızı düşünüyorum. Klasik sonbahar fotoğraflarını bırakıp yukarıdaki berduşa bakmaya ne dersiniz? Küçük kız çocuğu civarda oynarken oraya saklanıyor ve berduşun arkasından ce eee yapar gibi. Kız sonra uzun süre bu adamı izledi. Ben de berduşmu yoksa sadece kendine iyi bakmayan biri mi diye şüpheye düştüm. Çünkü elinde kitabı, yanında tenis raketi ile aslında berduşa da pek benzemiyor. Ama küçük kızı çok eğlendirdiği kesin...
Tanrı'nın Havva'yı Adem'den ve Adem'i diğer tüm erkeklerden farklı kılmak istediğini ve bu nedenle insan formunun özelliklerini yakalamanın ne kadar güç olduğunu görün...
Ama bilin ki yapacağınız iş o kadar zor değildir, çünkü
hiçbir varlık böylesine çok sevilmemiş, bu kadar çok anılmamış ve tanınmamıştır...
Jean Auguste Dominique İngres, Fransız ressamı (1780-1867).
Montauban'da doğan İngres, bir tahta oymacısının oğludur. Çocukken resimle müzik arasında karar verememişti, iki konuda da çok yetenekliydi. Bilinen ilk desenini dokuz yaşındayken yapmış, on dört yaşında da Toulouse Orkestrası'na kemancı olmuştu. Sonunda resim sanatını seçti, ama kemandan hiç bir zaman vazgeçmedi. (Fransızca'da, bir boş zaman uğraşını belirten «İngres'in kemanı» deyimi buradan gelir.)
1797'de Paris'e yerleşti ve büyük neo-klasik ressam David'in öğrencisi oldu. 1801'de Roma büyük ödülünü kazandı. İtalya'ya, Floransa'ya yaptığı bir yolculuk sırasında ilkel ressamları ve Raffaello'yu keşfetti; Toskana manzaraları birçok desenine esin kaynağı oldu.... Devamı
1824'te, "Louis XIII'ün Adağı" adlı eseri büyük başarı kazandı ve İngres Paris'e döndü, orada büyük övgü ve saygı gördü. Sonra Roma'daki Fransa Akademisi müdürlüğüne atandı. İtalya'dan dönüşünde sarayın ve ileri gelenlerin resmî portre ressamı oldu. Kendi deyimiyle son günlerine kadar çalışmasını «öğrenmek için» sürdürdü.
Zaten havaların bu kadar güzel, ılık ve güneşli gitmesinde vardı birşey... Aslında en tehlikeli zamanlar... Havayı güzel görüp insan kendini hala yaz aylarında gibi hissediyor...
Neyse... sonuçta yılın ilk ve umarım son gribi beni bugün yıktı geçirdi. Uzun süredir böyle kötü olmamıştım sanırım :( Başımı yastıktan kaldıramadım neredeyse. Dışarıdaki güneşli güzel günü de kaçırdım bu yüzden :(
Kış gelse bir dert bu memlekete gelmese bir başka dert. Bol bol su için, sıvı tüketin, metrodan mümkün oldukça uzak durun... Grip çok can sıkıcı bir durum :(
Her yaz kumdan, her kış buzdan heykelleri gezmeye alıştık burada. Ruslar sanatçılıklarını her fırsatta değerlendiriyor malum :) Bu defa kumdan heykeller Park Pabedı (Zafer Parkı)'nda sergileniyor. 2. dünya savaşı ile alakalı bir park olunca sanırım, konu da savaş olmuş. Savaşların tarihi geçmişine göre hazırlanmış heykeller çok güzel ama sayıları yazık ki az. Açıkçası ben çok daha fazla sayıda eser göreceğimi düşünmüştüm. Yine de yolunuz o tarafa düşerse bir görün derim. Bu arada heykeller bekleye bekleye artık kumluktan çıkmış biraz taşlaşmışlar ama :) yine de hala güzeller.
Hazır gitmişken hava güzel olursa bisiklet de kiralayabilirsiniz ;) Park Pabedının muhteşem yeşilliği ve rengarenk çiçeklerin arasında hem çok rahatlatıcı, hem çok eğlendirici oluyor...
Epeydir bloglarla ilgilenmiyordum dogrusu, kendiminki de dahil... Dun soyle bir gezindim dostlarin arasinda. Figoltix Angola'dayken de keyifle izliyordum, hala da ayni keyfi aliyorum blogundan, hafiften bir kiskanclikla beraber :) Kenya notlarina devam... Hem yazdiklari hem fotografladiklariyla iste Kenya... Figoltix Kenya'dan bildirmeye devam ediyor...
bir varmış insan bir yokmuş hayat darmış insana bazan - masal b/olmuş kelama OL! deyince tanrı dağ, taş olmuş hayat bazan da, havadan sudan
derken; yeşil vadinin yukarısında yaşayan minik bir çakıl yuvarlanmış bu masaldan
arkadaşları; .........güneş ............ yağmur ve bulutla sek sek oynar, oynaşırmış gün boyu minik çakıl mutluymuş onlarla mutlu olmasına da, inmek istermiş yine de, bazan düz ve serin bir ovaya ...
oysa, ne koşacak ayakları varmış ne uçacak kanatları -buna canı çok ama çok sıkılırmış
işte, günler böylece geçip giderken; hadi gel, demiş. bir gün arkadaşı rüzgar - düş koynuma. ''pıt'' etmiş kalbi çakılın takılıp peşine rüzgarın bırakmış kendini kollarına ve, düşüp ıslanmış yeşil bir ırmağa...
gel zaman , git zaman/la çok sular geçmiş üzerinden dereler...tepeler aşarak denizleri güneşi sürmüş bazan da toprağı alnına...
ve bir gün bu yolculuktan çok yorulan çakılcık başı dönüp tüm bunlardan bir dalganın üzerinden '' hooop '' diye düş/müş sıcacık bir insan avucuna ...
insan bu; görür görmez sevdalanmış taşa çalıp içini boyamış hemen onu kendi ruhuna...
gökten bir çakıl düşmüş bir gün ve ''hiç'' bir zaman TAŞ OL! mamış ruhunda İNSAN...
Epeydir hiç bu kadar çok filmi üst üste izlememiştim doğrusu... Tabi Türkiye’den getirdiğimiz filmlerin etkisi büyük. İki aylık uzun tatilin ardından silkelenip uyuşukluk ve tembellikten sıyrılmanın zamanıdır. Zaten dışarsı sürekli yağmurlu ve gri. Yapacak daha iyi birşey bilen varsa haber versin :)
Gelelim şu ana kadar izlediklerimize...
HELLBOY 2 THE GOLDEN ARMY (2008) İMDB 7.4 demiş ama bence 10/6 anca eder...
Tamam ilki daha güzeldi, ayrıca şu canlanan metal, toprak, taş vb askerlerden de bıkkınlık geldi ama eğlenceli bir akşam için fena bir seçenek değil. Sevimli cehennem çocuğumuz HELLBOY bu defa da sihirli yaratıkların dünyayı ele geçirmesine engel olmaya çalışıyor. Patlamış mısır ve soğuk içecek eşliğinde günün stresinden kurtulmak için izlenebilir...
THE MESSENGERS (2007) İMDB 5.2 (ben bunda bonkör davranıp 10/6 diyim)
Başrolde şimdiki gençlerin hayranlıkla takip ettiği Alacakaranlık (Twilight) filminde Bella rolü ie dikkat çeken Kristen Stewart var. Son derece sıradan bir hayaletli ev filmi. Anne, baba ve kardeşi ile çiftlik hayatına hiç de istemeyerek giren genç kızın hayaletlerle olan savaşı. Korku filmi seviyorsanız izlenebilir.
Ne desem bilmiyorum. Bence iyi birfilmdi. Daha iyi olabilirdi ama son zamanlarda izlediğim korku filmlerine bakarsak hiç de fena sayılmazdı. Günde aynaya kaç defa bakarsınız ve ne görürsünüz? Eğer aynaya baktığınızda farklı birşeyler görmek istiyorsanız izleyin. Birkaç ani zıplama yaratabildi. Onun dışında çok da olağan dışı bir yanı yoktu. Eski bir polis, yanıp kül olmuş bir alışveriş merkezine gece bekçisi olur da o merkezin de aynalarla dolu olduğu düşünülürse...
THE CHILDREN (2008) İMDB 6.3 (bu filmi imdb mirrors ile aynı kefeye koymuş, rezalet! Puan bile vermeye gerek duymuyorum...)
Ne siz sorun ne ben anlatayım, bence izlemeyin vakit kaybı... Moskova’ya dönmeden önce sinemalarda oynadığını görmüştüm, hele ki sinemada hiç izlemeyin paranıza da yazık...
EDEN LAKE (2008) İMDB 7 (Yok biz bu imdb ile uyuşamıyoruz orası kesin... 6/10)
Kaç kovala yakala öldür filmi için fena sayılmaz ama iyi demedim dikkatinizi çekerim. Bol kan, et ve vahşet... Onun dışında birşey yok... Çift göl kenarına romantik bir hafta sonu için gelir, bir grup yeni yetme psikopat çocuk bunlara musallat olur... gerisi tahmin edilebilir hikaye...
Komplo filmlerini sevenlere... Tabi bir de film izlerken keyif almayı bilenlere... Terörizmin insanlara yaptıklarına, Amerikalılara yaptırdıklarına bakmak isteyenlere...
CROSSING OVER (2009) İMDB 6.9 (Harrison Ford diye değil yani ama ence 8.5/10)
Amerika’da göçmen sorununa güzel bir yaklaşım, iyi bir anlatım, iyi oyuncular, iyi seneryo, iyi kurgu... Daha ne olsun... Harrison Ford yeter :P Kesinlikle zamanını boşa harcamak istemeyen sinema severlere tavsiye edilir...
Şimdilik bu kadar... Fazla yorum yok, filmleri ele vermeyelim :) sonra izlemeden izlemiş kadar olmayın ;) Ama şu kadarını söyleyim, son iki film izlenmeli!
“Сколько в моей жизни было этих самолетов”.. Zemfira Samolet (uçak) isimli şarkısında böyle diyor... “Hayatımda ne çok bu uçaklardan oldu”. Hayatımın son oniki yıla yakın zamanında ne çok oldu bu uçaklardan benim de...
Moskova’ya ilk adım attığım günü dün gibi hatırlıyorum, bir de dünü hatırlıyorum... arada ne çok fark, ne çok değişmişlik ve ne çok aynılık var... ilk heyecan gitmiş elbette. Yeni bir şehre duyulan o heyecan, o açlık. Merak da kalmamış artık, insan adı gibi bildiği şeyi neden merak etsin ki? Moskova’nın bu zaman içindeki değişimi ise ne desem... üzücü sanki biraz. Ya da eskiye özlem mi canlandı desem? Kimler gelmiş geçmiş, ne hayatlar anılarla süslenmiş Moskova’da...
Ama değişmeyen şeyler de var. Mesela pasaport kuyruğu, mesela bavulları beklerken duyulan endişe, mesela gümrükten geçerken, bavulları açtırmasınlar diye polislerin gözünün içine bakmamaya özen gösterme. Kapıdan çıkar çıkmaz taksi ister misiniz diye üstünüze üşüşenler, gri gökyüzü, şehre doğru uzanan uzun trafik... Bu sene çok mu fire verdik ne? Kaç arkadaşımızı yollamışız yine Türkiye’ye... Yolları açık, hayatlarının geri kalanı hep güzel olsun dileklerimizle. Şu facebook da olmasa ne yaparız bilemiyorum... Haberlerini alırız nasıl olsa, yazdıkları iletilerinde. Birçoğunun döndüğünü o iletilerden öğrenmedik mi zaten!
Garip bir yıl bekliyor bizi. Tanıdığımız yüzler olmayacak, en azından büyük bir çoğunluğu. Yenilerle kaynaşma zamanı desenize :) Düşünüyorum da Moskova Türk Kadınlar Organizasyonu’nun ilk toplantısı gözümde canlanmıyor bir türlü. Çünkü gözümde canlanacak yüzler kilometrelerce uzaklarda. Özleyeceğiz sizleri... Biraz zoraki bir yazı mı oldu? Hayır sadece artık kelimelerle anlatamaz oldum bazı şeyleri, fırçamı elime yeniden aldığımdan beri. Olsun dostlar anlar nasılsa benim ne demek istediğimi.
Yolunuz açık olsun Moskova’nın havasını solumuş, yollarında yürümüş, suyunu içmiş arkadaşlarım ve yine bekleriz her canınız Moskova’yı ya da daha da iyisi bizi çektiğinde. Unutulmamak dileğiyle... Şimdi bu soğuk, gri, soğan kubbeli şehir bizlere kaldı, görünen o ki...
Rus el sanatları, diğer tüm sanat türleri gibi Rusya'da oldukça ileri düzeyde. Ben de geçirdiğim 11 yıl içinde ufak tefek hatıralık şeyler topladım elbet. Ancak sanırım sürekli görmenin verdiği alışkanlıkla artık eskisi kadar ilgilenmiyorum. Bu bebekleri Uluslararsı Kadınlar Kulübünün Kış Kermesindeki Rusya masasından yıllar yıllar önce almıştım. Bu sabah güneş ışıkları vurunca üzerine gözüme pek hoş göründüler. Ulusal kıyafetler giydirilmiş bu bebekler bence Rusya'dan alınabilecek en güzel hediyeliklerden...
Uzun süredir bu kadar güzel bir cover dinlememiştim doğrusu... Bir daha ve bir daha ve bir daha dinliyorum bıkmadan, usanmadan... Kulaklarımızın pası silinsin arkadaşlar :)The Saturday's'den "Beggin"
Mail kutumda babamın yolladıklarını görünce hep mutlu oluyorum. Çünkü gerçekten okunası ya da izlenesi şeyler yolluyor. Bu linki de yine babam yollamış. Belki bazılarınız önceden biliyorsunuzdur ama benim çok hoşuma gitti. Doğduğunuz gün, yıl neler olmuş dünyada bilmek ister misiniz? O zaman buyrun tıklayın, inandığınız kadar ;): doğduğum gün...
Ben de kendi doğum günümü girdim bakalım neler çıkmış ;)
Bir Cumartesi günü dünyaya gelmişim... ben doğalı 464 ay geçti ben doğalı 1.989 hafta geçti ben doğalı 13.929 gün geçti
Bir sonraki doğum günüme 315 gün var Bir sonraki yeni yıla 293 gün var Tahmini ana rahmine düşme tarihim 18 Nisan 1970
Şuan için Dünyadaki insan nüfusu : 6.926.587.820 ve artıyor hızla...
Ortalama Türk erkeği ömrüne 28 yıl uzaktaymışım Ortalama gelişmiş ülkelerdeki erkek ömrüne 34 yıl uzaktaymışım Ortalama Türk kadını ömrüne 33 yıl uzaktaymışım Ortalama gelişmiş ülkelerdeki kadın ömrüne 41 yıl uzaktaymışım
benim yaşıma eşit bir ördek 11 yaşında benim yaşıma eşit bir keçi 7 yaşında benim yaşıma eşit bir kedi 20 yaşında benim yaşıma eşit bir at 22 yaşında benim yaşıma eşit bir balina 195 yaşında
Taşım "Lal" taşıymış (o yüzden mi maviyi bu kadar çok seviyorum acaba :P)
Burcuma göre çiçeğim kardelenmiş. Kardelen kıştan sonra ilk olarak açan çiçeklerden biridir ve ilkbaharın gelişini haber verir. Mutlu kova, çimenleri parlak renkleri ile dolduran ve daha şubat ayında etrafa güzel kokular yayan bu çiçeği çok sever. Gerçekten de kardelen her zaman çok sevdiğim bir çiçek olmuştur ama 1 numaram her zaman papatya :)
Bana uygun meslekler: Doktorluk, bilim, elçilik, yazarlık, yayıncılık, matbaacılık, muhasebecilik, çevirmenlik, din adamliği, astronomi, astroloji, denizcilik, tüccarlik, ithalatçılık, sanatın her dalı, yöneticilik, organizatörlük :))
Kader Sayın 6 (Öğretmen) Sizin dunyanizin yoneticisi asktir. Ve evrendeki goreviniz bu Felsefiyi ogretmektir. Amaciniz ise baskalarina yardim etmektir. Aska ve ilgiye olan asiri ihtiyacinizin arkasinda kendinize olan guvensizliginiz yatar. Ailede gerceklestirdiginiz huzuru, cevrenize sonrada tum dunyaya yaymak amaclarin en onemlisi. Kabaliga, bayaliga asla tahammul edemiyorsunuz.Ikili iliskiler tercihiniz.Kalabalikta kendinizi savunmasiz hissediyorsunuz.Muzikten, guzel sanatlardan anliyorsunuz. Yasamin guzelliklerine olan sevginizi bu alanlarda uzmanlasarak dile getiriyorsunuz. Kendinizden cok baskalarini dusunme ozelliginiz,sizi genclerin danismani, yaslilarin sirdasi ve dunyanin ogretmeni yapiyor.Cok ender elestiriyorsunuz. Aslinda sizi rahatsiz eden cok az sey var.Yaninizda sevgiliniz olsun yeter. Gorevlerinizin size yukledigi sorumluluk aslinda gorundugunden de agir. Ancak bu agir gorevlerin onemini gayet iyi biliyorsunuz.. Yasamdaki gorevlerinizi yerine getirerek buyuk mutluluga ulasabilirsiniz.
Dogum günüme Fare'ymişim (bari sevimli bir fındık faresi olayım :P ) Sessiz sakin ama çok zekiymişim. Dost canlısı,sevilmeyi bekleyen tavırlarım ilgi çekiyormuş. Küçük bir arkadaş grubu bana yetiyormuş ki kesinlikle doğru. Fazla popüler olmasam da yakınlarımın el üstünde tuttuğu biriymişim.
Burcuma göre tatil seçeneğim; Sıradan turistik bir tatil, maceracı ve bağımsız ruhlu Kova burcunu sıkacaktır. Dünya kültürlerine, toplumların sosyal yapılarına ilgi duyan, entelektüel Kova, büyük sosyal değişimlerin olduğu Rusya, Çin, Hong Kong ya da Berlin gibi yerlere gitmelidir.
Kova burcu bilgisayarı olmadan yaşayamaz, tatilde iken aklı bilgisayarındadır. Diz üstü bilgisayarı varsa her yere taşır, yoksa mutlaka birisi onun için e-mail'ini kontrol ediyordur. Bağımsız ruhlu Kova insanının açık alanlara ihtiyacı vardır. Doğa harikası ıssız yerlerde özgürlük ve keşif duygusunu yaşayacaktır. Her dakikası planlanmış turlar ona göre değildir. Kendi programını kendi yapacağı bir tatili tercih eder. Esintili bir karakteri olduğu için hiç bir gezinin katı kuralları ya da günlük programı olmamalıdır. Sürprizlere ve değişikliklere açık bir tatil düşünmelisiniz.
Burcuma göre şarkım: Sezen aksudan "şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler" diye.
Doğduğum gün hit parçalar: The Number 1 single was: Clive Dunn - "Grandad"
The Number 1 album was: Simon & Garfunkel - "Bridge Over Troubled Water"
Doğduğum günün Time Dergisi, Rolling Stone ilk sayfası :
Doğduğum gün ay aynen şöyle görünüyormuş:
Doğduğum gün şunlar olmuş: 1556 - Tarihin en yüksek ölü sayısına sahip depremi, Çin'in Shaanxi eyaletinde meydana geldi: yaklaşık 830,000 kişi ölü. 1719 - Roma İmparatorluğu bünyesinde Lihtenştayn Prensliği oluşturuldu. 1793 - Rusya ve Prusya, Polonya'yı bölüştü. 1849 - Elizabeth Blackwell, tıp diploması alan ilk kadın oldu. 1870 - Montana'da Amerika Birleşik Devletleri ordusu, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 173 kızılderiliyi öldürdü. 1896 - Fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen, kendi adı verilen cihazı buldu. 1911 - Kamil Paşa hükümeti İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarınca devrildi. Bab-ı Ali Baskını diye anılan darbeyle Sadrazam istifa ettirildi ve yerine Mahmut Şevket Paşa getirildi. 1913 - Kamil Paşa hükümeti, İttihat ve Terakki yanlılarınca devrildi, yerine Mahmut Şevket Paşa getirildi. 1922 - İstanbul'da iki sokağa Piyerloti ve Klodfarer adları verildi. 1925 - Şili'de hükümet bir askeri darbeyle devrildi. 1941 - I. Türk Karikatür Sergisi, İstanbul'da açıldı. 1957 - TBMM, Ankara'da Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin kurulmasını kabul etti. 1959 - Vatan Partisi'nin kurucularına ilişkin dava başladı. Hikmet Kıvılcımlı ile 47 kişi, komünizm propagandası yapmakla suçlandı. Savcı sanıklar için 5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istedi. 1960 - İsviçreli mühendis Jacques Piccard ve ABDli denizci teğmen Don Walsh, Trieste batiskapı içinde Challenger çukuruna (derinlik: 10.915 m) inerek yeni bir deniz altı rekoru kırdılar. 1961 - Dolandırıcılık olaylarıyla ünlenen Sülün Osman, Zeytinburnu'nda kumar oynarken yakalandı. 1968 - Amerika Birleşik Devletleri Pueblo haber alma gemisi Kuzey Kore'de ele geçirildi. Mürettebat casuslukla suçlanarak tutuklandı. 1971 - Emekliler Ankara'da Emekli Sandığı binasını işgal etti. 1973 - Vietnam'da ateşkes ilan edildi. 1974 - İsrail askerleri Süveyş Kanalı'nın batısından çekilmeye başladı. 1975 - Vatan Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu faşistler tarafından basıldı. Kerim Yaman adlı öğrenci öldürüldü. 1977 - Alex Haley'nin romanından uyarlanan mini-TV dizisi "Kökler" Amerika Birleşik Devletleri'nde gösterime girdi. 1978 - Türkiye 1. Kömür Kongresi Zonguldak'ta yapıldı. 1986 - "Video ve Sinema Eserleri Yasası" Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. Yasa; video, sinema, müzik eserlerini çoğaltma, dağıtma ve yayma haklarını yeniden düzenliyor. 1989 - Tacikistan'da deprem meydana geldi; 1000'in üstünde insan öldü. 1990 - Kızıl Ordu 41 yıl sonra Macaristan'dan ayrıldı. 1994 - Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel "Kürt Devleti olgusuna hazırlıklı olmalıyız" dedi. 1995 - Posta gazetesi ve Yeni Şafak gazetesi, yayın hayatına başladılar. 1997 - Madeleine Albright ilk kadın Amerika Birleşik Devletleri dışişleri bakanı oldu. 2005 - Viktor Yuşçenko Ukrayna devlet başkanlığı görevine başladı. 2006 - Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı, Mehmet Ali Ağca hakkında yeni bir müddetname hazırlayarak, 18 Ocak 2010'da tahliye edilmesini kararlaştırdı. 2006 - Sırbistan-Karadağ'da başkent Podgoriça'nın 15 kilometre kuzeydoğusundaki Bioçe köyü yakınında yolcu treninin raydan çıkması sonucu en az 48 kişi öldü, 198 kişi yaralandı. 2006 - Ankara'da İstanbul Yolu üzerinde meydana gelen kaza sonucunda Dışişleri Bakanlığı personeli 8 kişi yaşamını yitirdi. 2007 - Hrant Dink'in cenazesi, İstanbul'da toprağa verildi. Cenaze töreninde açılan Hepimiz Hrant'ız ve Hepimiz Ermeniyiz yazılı pankartlar tartışmalara neden oldu. 2007 - Yapımına 16 yıl önce başlanan ve yaklaşık 1 milyar dolara mal olan Bolu Dağı Tüneli'nin İstanbul'a gidiş yönü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İtalya Başbakanı Romano Prodi tarafından açıldı. 2008 - Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye'ye tarihi ziyarette bulundu. Türkiye'yi 49 yıl aradan sonra ziyaret eden ilk Yunanistan Başbakanı olan Karamanlis, Türk-Yunan ilişkilerinin tamamen uyumlaştırılmasının temel hedef olduğunu söyledi. 2008 - Prof. Dr. Ayşe Işıl Karakaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) Türkiye'nin yeni yargıcı olarak seçildi.
Son olarak, doğduğum gün doğanlar ve yaşamlarını yitirenler:
Doğumlar 1783 - Stendhal (Marie-Henri Beyle), Fransız edebiyatçısı, Kırmızı ve Siyah ve Parma Manastırı adlı romanlarıyla ünlü. 1832 - Édouard Manet, gerçekçilikten izlenimciliğe geçişin öncülerinden Fransız ressam. 1840 - Ernst Abbe, Alman fizikçi ve sanayici (ö. 1905) 1889 - Sergei Eisenstein, Rus sinema yönetmeni 1891 - Antonio Gramsci, İtalyan Komünist Partisi'nin kurucusu, İtalya ve dünya komünizmini düşünceleriyle etkilemeyi sürdüren düşünür. 1899 - Humphrey Bogart, ABD'li oyuncu 1948 - Anita Pointer, ABD'li şarkıcı 1957 - Caroline, Monako prensesi 1967 - Naim Süleymanoğlu, Türk halterci 1972 - Engin Günaydın,Türk oyuncu 1984 - Arjen Robben, Hollandalı futbolcu
Ölümler 1875 - Charles Kingsley, İngiliz yazar (d. 1819) 1905 - Yedi Sekiz Hasan Paşa, Osmanlı paşası (d. 1831) 1931 - Anna Pavlovna Pavlova, Rus balerin (d. 1881) 1956 - Alexander Korda, Macar asıllı İngiliz yönetmen ve yapımcı 1976 - Paul Robeson, Amerikalı aktör, şarkıcı ve zenci hakları savunucusu 1989 - Salvador Dali, İspanyol sürrealist ressam 2002 - Peggy Lee, Amerikalı pop şarkıcısı 2005 - Johnny Carson, Amerikalı komedyen, yayıncı 2005 - Atilla Özkırımlı, Edebiyat tarihçisi, yazar
Ruslar kahramanları ile pek bir gurur duyarlar. Tabi her millet gibi. Benim de Rus kahramanları (kahraman diyorum çünkü bir damlacık boyuyla çok büyük bir işe imza atmış kendisi) arasında en sevdiğim her zaman Yuri Gagarin olmuştur. Her yıl 12 Nisan, yani uzaya çıktığı gün yazarım ama bu defa bir değişiklik olsun ve doğum gününde yazayım dedim ama araya hastalıklar girdi bir türlü fırsat bulamadım. Bugün benim eve çok yakın olan Gagarin meydanındaki heykelin önünden geçerken bırakılmış çiçekleri gördüm. Eve gider gitmez geç olsun, güç olmasın diyeceğim ve birkaç satır yazacağım dedim içimden. Bir ara da gider çiçek bırakırım, belki ölüm yıldönümünde, yani bu ayın 27’sinde.
İmrendiğim çok az insandan birisi Yuri Gagarin. Yıldızlar, uzay, sonsuzluk, boşluk, daha önce hiç gidilmeyene gitmek, hiç görülmeyeni görmek, hiç yaşanmayanı yaşamak... Oysa o çok sıradan başlamış bu hayata... Gzhatsk yakınlarındaki Kluşino kasabasında bir çiftçi ailenin dördüncü çocuğu olarak 9 Mart 1934 yılında doğmuş. İkinci dünya savaşı sırasında oldukça zor günler geçiren ailenin 2 erkek çocuğu, yani Gagarin'in abileri Almanya'da esir tutulmuş. Gagarin okulda zekası ile hemen farkedilen bir çocukmuş. Hatta öğretmenlerinden birisi Kızıl orduda pilotluk yapmış. Gagarin'in bu matematik hocasından çok etkilendiği söylenir.
Ama işler filimlerde olduğu gibi gelişmiyor elbette gerçek hayatta. Gagarin dökümhanede çıraklık dahi yapmış para kazanabilmek için. Ne de olsa basit bir çiftçi çocuğu, önüne imkanlar kırmızı halı gibi serilmiyor. Daha sonra Teknik Yüksek Okulda okumaya başlayan Gagarin bu sırada tutkularını gerçekleştirme fırsatı bulmuş ve Hava Kulübüne yazılmış. Ardından genç pilot savaş uçağı eğitimi almaya başlar, hatta orada Valentina Goryacheva ile tanışır. Onunla 1957 yılında evlenirler. Gagarin ilk olarak Norveç sınırında bir bölgeye atanır ve yetişkin bir erkek olduğunda boyu sadece 157.5 cm’dir.
Gagarin bununla da yetinmeyerek 20 adayın yer aldığı bir uzay yarışına girer Bu yarışta 20 aday arasından Yuri Gagarin ufak boyu ile testlerin tamamını geçer, German Titov ile başa baş kalır, ama diğer adaya göre Gaagrin'in daha cana yakın olması, güler yüzlü olması ona artı kazandırır, uzay programına seçilir ve kozmonot olur.
Sade bir çiftçi çocuğu iken kozmonot olan Yuri Gagarin 12 Nisan 1961’de Vostok 1 adlı uzay aracı ile uzaya çıkan ilk insan ünvanını alır. Uluslararası medyaya göre Gagarin uzaydayken "Burada Tanrı falan göremiyorum" der ama kayıtlarda böyle bir cümleye rastlanmaz. Gagarin'in inişte ölebileceğinden şüphelenen Sovyet otoriteleri Yuri'nin rütbesini henüz yörüngedeyken TASS'a yükseltirler. Ama Gagarin sağ salim ve ünlü biri olarak iner.
İnişten sonra Gagarin dünyayı dolaşmaya başlar. Ancak Gagarin popülerliğin verdiği ağırlığı bir süre sonra taşıyamaz ve alkol bağımlısı olur. 1962 yılında kendini yeniden toparlayarak kozmonot yetiştirme programında eğitmen olarak çalışmaya başlar.
Gagarin, 27 Mart 1968`de MiG-15 model uçağıyla rutin bir deneme sürüşü sırasında eğitmeniyle birlikte hayatını kaybeder. Kazaya neyin sebep olduğu bilinemez, 1986 yılında bir soruşturmada Su-11 model bir uçağın yol açtığı türbülansın kazaya yol açtığı söylenir. Aynı zamanda hava koşulları da kötüdür. Başka bir söylenti de Gagarin`in sarhoş olduğudur, oysa ki bu doğru değildir çünkü uçuştan önce iki testten geçmiştir ve yapılan araştırmalarda alkol veya uyuşturucu izine rastlanmamıştır. Yeni bir teori de pilot kabininin yanlışlıkla açıldığı ve bir anda güçlenen hava dolaşımı yüzünden uçağın kontrolünü Gagarin`in kaybettiğidir.
Ama her ne olursa olsun Yuri Gagarin, Sovyetler Birliği’nin küçük bir kasabasından çıkar, öyle yükselir ki, uzaya kadar gider. Tüm dünyanın heyecanla izlediği ve beklediği bir olayın baş kahramanı olur. Bu ufak tefek, güler yüzlü, sıcak kanlı kahraman asla unutulmaz.