27 Ocak 2011 Perşembe

Tüm engeller aşıldı, yolculuk yakındır


Yine de havaalanından çıkıp kar ve soğuğu içimize çekene kadar... tüm engeller aşılmış sayılmaz... yani en azından Rusya'ya gidiyorsanız bu böyledir :)

24 Ocak 2011 Pazartesi

Uğurlar olsun!


Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında
Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana
Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana

Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun

Çevirdim Anahtarı Apansız Bir Ölüme
Şarapnel Parçaları Saplandı Ciğerime
Ucuz Can Pazarıydı Kan Doldu Gözlerime
İsimsiz Korkuları Katmadım Yüreğime
Bembeyaz Doğruları Yaşadım Ölümüne

Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun

40+birkaç saat :)


40'ın bir büyüsü olacağını düşünmüştüm, 39'dan pek farkı yok ama tabi ki şimdilik, ne de olsa birkaç saat oldu :)

Ama ben hala içimde çocuğum, bu asla değişmeyecek besbelli...

Bunun yanısıra fark ettim ki epeyce anı birikmiş hayatımda. Bu iyi...

Tabi kötü anılar da var ama bunlar insanı büyütüyor ne de olsa...

Çocukken yani hakikaten küçükken, 15-16 yaşındaki gençler ne de büyük görünürdü gözüme... Ama şimdi 14 yaşımdaki kızım hala bebek benim için :) Bunun yanı sıra 5 yaşındaki bir çocukla akran olabiliyorum ve bence bu da iyi...

Çok şey öğrendim hayattan ve daha fazlasını öğrenmeye ömrüm yeter diye umuyorum. Ama asla öğreneceklerimizin yeterli gelmeyeceğini de biliyorum.

Bugün babam, annem ve ben eski, siyah beyaz, sararmış fotoğraflara bakarken anladım ki... 60'larda yaşasam çok mutlu olabilirmişim. 2060'da da yaşasam mutlu olurdum. 80'lerde genç olduğum için de çok muluyum. Yani.... dünya beni mutlu ediyor, seviyorum bu mavi küreyi...

Acılarını görüyorum, üzülüyorum ama bunlar yaşam sevincimi, umudumu, mutluluğumu daha da önemlisi sevme gücümü engelleyemiyor, bu çok önemli...

Sevginin gücü nedir diye çok merak ederdim. En önemli öğrendiğim ders bu oldu sanırım. Sevgi, zorlamadan, kendiliğinden, kayıtsız, şartsız ve karşılıksız duyulan bir hismiş. Diğerleri sevgi değilmiş. Bunu öğrenebildim ve daha da önemlisi yaşayabildiğim için çok ama çok şanslıyım. Yaşadığını sanarak ölen onca insan olduğunu düşününce üzülüyorum... Sevgi insanın mutlu olması değil, sevdiğinin mutlu olmasına sevinebilmekmiş ve zaten herşey sevgide saklıymış. Yani umut edebilmek için, mutlu olabilmek için, başarabilmek için, hayatta kalabilmek için sevmek şartmış ama gerçek anlamda sevmek. Başka türlü sadece nefes alıp vermekmiş hayat.

Hayatta gerçek sevgiyi tadabilmek için önce kendini sevmek gerekiyormuş....

Bütün bunlardan çıkan sonuç ise şuymuş: Ben depresif bir insan değilim ve asla olamam. Neden? Çünkühayatta mutlu olabilecek milyarlarca ve milyarlarca şeyin farkına varabiliyormuşum...

40'ı sevdim. 39'u, 35'i, 30'u, 28'i, 24'ü, 20'yi, 18'i, 16'yı, 12'yi....................sevdiğim gibi. HAYAT, YENİYAŞLARDAN NEFRET EDECEĞİMİZ SEBEBLER SUNMASIN YETER Kİ BİZE...

23 Ocak 2011 Pazar

21 Ocak 2011 Cuma

Son 7 gün :)


1 hafta kaldı.... Moskova buz gibiymiş... Buz gibi havada ben yerimde durmayacağım yine de hiç şansı yok :D

18 Ocak 2011 Salı

Oğlumun ilk suşi yapma deneyimi :)


Yani evet, sporu çok seviyor oğlum Canavarusarpus. Futbolu güzel oynar ve tabi basketbolu. Pinpon ve tenisde de fena değildir hani.

Ha bir de yazar. Durmadan yazar. Bazen gece yatırdıktan sonra kontrole gidiyorum bir de ne göreyim... gece lambasının ışığında yine gizlice birşeyler yazıyor. Genellikle senaryo yazar benim oğlum. O da geçen sene gelişen bir hobi oldu. Moskova Türk Kadınlar Organizasyonunun çocukkulübünde Neslihan öğretmeninin dersde verdiği görevle gelişen bir durum. İyi de yazıyor hani... Sadece bazı kelimeleri yanlış yazıyor, o da normal, Türkçe'yi daha yeni yeni doğru kullanmayı öğreniyor. Ne de olsa doğduğundan beri Rusça ile haşır neşirdi.

Ama bugün... bugün oğlumun yeni bir meziyetini keşfettim. Süper suşi yapıyor. "Anneeee ben de yardım edeyim" dediği zaman eyvah dedim, anlaşılan bu akşam yemeği geç yiyeceğiz. Ama oğluşum beni utandırdı resmen. 5 yaşından beri suşiyi zevkle yer Canavarusarpus.(anasnın oğlu :)) biz otuzumuzda keşfettik suşiyi, beyimiz beşinde :) Ben sadece pirinci haşladım işte hepsi o... Geri kalan herşeyi yaptı, bana da izlemek kaldı. Malzemeleri koydu, sardı, kesti ve tabaklara servis etti... Bu arada oldukça da ustaca yaptı. Anlaşıldı geleceğin jamie oliver'ını yetiştiriyorum :D Şaka bir yana, günümüzde kalitel aşçılık çok gözde bir meslek... neden olmasın ;) hem yemek yapma derdinden de kurtarır beni hihihhi

16 Ocak 2011 Pazar

Nazım Ustanın doğum günüydü...


20 Kasım aslında ama nüfusa kaydı 15 Ocak idi... Geciktim bu sene yazmaya, biliyorum... Ama düşünmeden edemiyorum... Moskova'da olsaydım, mezarı başında olurdum. Elimde karanfiller ve dudağımda şiirleriyle. Soğuk olurdu muhtemelen. Kar örtmüş olurdu başındaki ağacı. Çınarı diyemiyorum çünkü henüz dikilen çınar göğe varamadı. "Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak" derdim hala Moskova'da yaşasaydım. Şimdi memeleketteyken ve uzakları özlerken mavi gözlü deve ancak "özledim" diyebiliyorum.

Biliyorum,bana kızardı. Memleketindesin, benim hep isteyip olamadığım yerde ve özledim diye şikayet ediyorsun diye azarlardı herhalde. Bilmezdi içimdeki hisleri ve elbette bilmezdi memleketin şu son halini!

Kızmakta haklı olurdu belki de ama bilmesini isterdim ki, ben nerde olursam olayım özleyeceğim ötekini.

Moskova'da olsaydım... Mezarı başında olurdum. Novodeviçi'de. Soğan kubbeli manastırın yan bahçesinde. Karın beyaza boyadığı o güzel şehrin bir güzel köşesinde.

GÖZLERİN

Gözlerin gözlerin gözlerin,
ister hapisaneme, ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte
Antalya tarafında ekinler seher vakti.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa'nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.

Nazım Hikmet Ran

26 Aralık 2010 Pazar

Tarcinmoscow'un Hazine Sandığı: aaaa Pazar Yıldızı olmuşuz :)

Tarcinmoscow'un Hazine Sandığı: aaaa Pazar Yıldızı olmuşuz :): "Yani Pazar Yıldızı diye birşey olduğundan bile haberim yoktu açıkçası :) Sevgili Marifetli Peri söylemese daha da haberim olmayacaktı. Teşe..."

21 Aralık 2010 Salı

Artık bizim de "Pasaj"ımız var :)


Aslında taaaa Moskova'dayken Pasaj'a üye olmuştum ama aktif hale getirmek bugüne kısmetmiş... Bir süredir farklı düşünceler arasında gidip geldikten sonra en hayırlısının (en azından şimdilik) bu olacağını düşündüm. Eh bakalım neler olacak...



http://tarcinmoscow.pasaj.com/

20 Aralık 2010 Pazartesi

Çalıp çırpmaya alışmışız


Artık insanların kendilerine ait üretimleri yok gibi geliyor bana. Kolayını bulmuşuz artık nasılsa! Hele ki bu internet çıktığından beri. Herşey Copy-Paste yani Kopyala-Yapıştır. Peki bütün bu işlere harcanan zaman, emek, uğraş da kopyalanıp yapıştırılabilir mi? Hiç sanmıyorum!

Dün gece bir blogcu arkadaşımın yazısı ile başladı sinir harbim. Tabi o nerden bilsin. Gittiği, beğendiği bir yeri tanıtmak istemiş, internette şöyle bir gezmiş ve bir gezi sitesinde bulmuş aradığı bilgileri. O sitenin adresini de verip koymuş bloguna. Pek bir takip ederim arkadaşımın blogunu. Çok güzel yazar, güzel fotoğraflar çeker. Baktım yeni yazı var, balıklama daldım tabi hemen. Ve şok!

Gezi ile alakalı o siteden (sitenin reklamını yapmamak için koymuyorum) bulduğu yazı benim yazım! Evet benim yazım. Kısa bir yerini almış arkadaşım yazının ve link vermiş. Bir an kendimden şüphe ettim acaba dedim ben mi yanlış okuyorum yoksa ... Hemen girdim siteye, açtım yazıyı... Birebir benim yazım. Üstelik şu sıralar kitapçılarda boy boy satılan MEMLEKENT derisine de verdiğim bir yazı. Sinirden uyku falan kalmadı tabi sabaha kadar. Sonra şeytan dürttü, sitede yazılara bakmaya devam ettim. Bir de ne göreyim sadece o yazım değil, başka yazılarımı da (Ç)almışlar resmen!

Bir sürü mail attım siteye. Bu nasıl iştir, bu etik midir nedir? İyi ki bu yazılarım daha önce MoskovaLife'da yayınlandı da ispatım var elimde kapı gibi. Amcam kurmuş bir site, toplama koyuyor yazıları, üstelik de yazarın ismini yazma gereği bile duymuyor.

Oh ne ala memleket ya da internet. Kopyala yapıştır ben de yaparım ne olacak değil mi ama! Değil işte. Dur ve düşün! Bu insanlar bu işe emek vermiş, zaman vermiş, gönül vermiş de yapmış değil mi?

Bu herşey için geçerli aslında. Yazdığın yazı, çektiğin fotoğraf, boyadığın tablo, ördüğün patik... Akla gelebilecek herşey... Hayır yazılarımı kullanmadan önce bir mail atsalar seve seve izin verirdim zaten. Ben bu yazıları zaten paylaşmak, bilgi vermek ve tabi Moskova sevgimi göstermek için yazıyorum. Şu ana kadar da kimseye paralı vermedim ki yazılarımı. Sadece bir isim yazacak alta altı üstü... Ama artık bu haklarını kaybettiler tabi. Kalkacak o yazılar o siteden ve artık gözüm üzerlerinde! Sürekli kontrol edeceğim...

Daha fazlasını da yapacağım, anlaşılan şart oldu. Yazdığım yazılar, çektiğim fotoğraflar ve yaptığım her ürün için, resimlerim için telif hakkı alacağım.