Zaten havaların bu kadar güzel, ılık ve güneşli gitmesinde vardı birşey... Aslında en tehlikeli zamanlar... Havayı güzel görüp insan kendini hala yaz aylarında gibi hissediyor...
Neyse... sonuçta yılın ilk ve umarım son gribi beni bugün yıktı geçirdi. Uzun süredir böyle kötü olmamıştım sanırım :( Başımı yastıktan kaldıramadım neredeyse. Dışarıdaki güneşli güzel günü de kaçırdım bu yüzden :(
Kış gelse bir dert bu memlekete gelmese bir başka dert. Bol bol su için, sıvı tüketin, metrodan mümkün oldukça uzak durun... Grip çok can sıkıcı bir durum :(
Her yaz kumdan, her kış buzdan heykelleri gezmeye alıştık burada. Ruslar sanatçılıklarını her fırsatta değerlendiriyor malum :) Bu defa kumdan heykeller Park Pabedı (Zafer Parkı)'nda sergileniyor. 2. dünya savaşı ile alakalı bir park olunca sanırım, konu da savaş olmuş. Savaşların tarihi geçmişine göre hazırlanmış heykeller çok güzel ama sayıları yazık ki az. Açıkçası ben çok daha fazla sayıda eser göreceğimi düşünmüştüm. Yine de yolunuz o tarafa düşerse bir görün derim. Bu arada heykeller bekleye bekleye artık kumluktan çıkmış biraz taşlaşmışlar ama :) yine de hala güzeller.
Hazır gitmişken hava güzel olursa bisiklet de kiralayabilirsiniz ;) Park Pabedının muhteşem yeşilliği ve rengarenk çiçeklerin arasında hem çok rahatlatıcı, hem çok eğlendirici oluyor...
Epeydir bloglarla ilgilenmiyordum dogrusu, kendiminki de dahil... Dun soyle bir gezindim dostlarin arasinda. Figoltix Angola'dayken de keyifle izliyordum, hala da ayni keyfi aliyorum blogundan, hafiften bir kiskanclikla beraber :) Kenya notlarina devam... Hem yazdiklari hem fotografladiklariyla iste Kenya... Figoltix Kenya'dan bildirmeye devam ediyor...
bir varmış insan bir yokmuş hayat darmış insana bazan - masal b/olmuş kelama OL! deyince tanrı dağ, taş olmuş hayat bazan da, havadan sudan
derken; yeşil vadinin yukarısında yaşayan minik bir çakıl yuvarlanmış bu masaldan
arkadaşları; .........güneş ............ yağmur ve bulutla sek sek oynar, oynaşırmış gün boyu minik çakıl mutluymuş onlarla mutlu olmasına da, inmek istermiş yine de, bazan düz ve serin bir ovaya ...
oysa, ne koşacak ayakları varmış ne uçacak kanatları -buna canı çok ama çok sıkılırmış
işte, günler böylece geçip giderken; hadi gel, demiş. bir gün arkadaşı rüzgar - düş koynuma. ''pıt'' etmiş kalbi çakılın takılıp peşine rüzgarın bırakmış kendini kollarına ve, düşüp ıslanmış yeşil bir ırmağa...
gel zaman , git zaman/la çok sular geçmiş üzerinden dereler...tepeler aşarak denizleri güneşi sürmüş bazan da toprağı alnına...
ve bir gün bu yolculuktan çok yorulan çakılcık başı dönüp tüm bunlardan bir dalganın üzerinden '' hooop '' diye düş/müş sıcacık bir insan avucuna ...
insan bu; görür görmez sevdalanmış taşa çalıp içini boyamış hemen onu kendi ruhuna...
gökten bir çakıl düşmüş bir gün ve ''hiç'' bir zaman TAŞ OL! mamış ruhunda İNSAN...