24 Haziran 2011 Cuma

AfiMall'ın afili dev matruşkaları


Moskova'nin en buyuk projelerinden birisi olan ve gelecegin Manhattan'i olarak gorulen Moscow City icinde buyukce bir alisveris merkezi acilmis. Aman ne iyi olmus hic yoktu :P... Benim alisveris merkezleri ile aram yok ya... Mantar gibi turuyorlar ne diyeyim :)

Neyse sonucta hakkini yememek lazim gayet şık bir yer olmuş, yapanın eline sağlık. Ama benim dikkatimi elbette en üst kattaki dev matruşkalar çekti. Sadece benim değil emektar fotoğraf makinamın da çekti :) Her matruşkanın üzerinde Rusya'nın bir geleneksel sanatı tasvir edilmiş ki süper olmuş... Tek tek onları Rusça'dan Türkçe'ye çevireceğim vaktimin bol olduğu bir zamanda...

İşte buyrun kocamaaaaaaaaaaaan matruşkaları bir gezin bakalım ;)





23 Haziran 2011 Perşembe

Biliyorum! Gitme diyorsun...



Moskova defterini kapatmaya sayılı gün kala Moskova, Kızıl Meydan, adım attığım her köşe güzelliğiyle bana GİTME! diyor... Dün aralıklarla yağan inceden yağmurun ardından Kızıl Meydan beni gökkuşağı ile karşıladı. Biliyorum... Birgün yine buluşacağız...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Krasny Oktyabr cikolata fabrikasina ne olmus?

Fabrikalari galeri haline getirme modasi ilk olarak eski bir sarap fabrikasi olan VinZavod ile baslamisti. Moskova bu konuda dur durak bilmiyor. Biz guzelim tarihi mekanlarimizi curumeye birakalim, Ruslar ellerine gecen her yeri sanatla bulusturmaya devam ediyor. VinZavod'un ardindan Garaj gelmisti ve simdi de unlu cikolata fabrikasi "Krasny Oktyabr-Kizil Ekim" yeniden hayat buluyor.

Bu fabrikanin yeri aslinda cok guzel. Tam sehrin merkezinde, Kizil Meydan'a cok yakin, St. Nikolay katedralinin karsisinda, Petro heykelinin yaninda bi adacigin uzerinde. Fabrikanin sehir disina tasinmasiyla uzun zaman bu bolge kullanim disiydi. Kizim bu fabrikaya ait bir anaokuluna gitti ve o zamanlar cok gozde olan fabrika yabanci urunlerin hizla ulkeye giris yapmasiyla populerligini kaybetti. Ne yalan soyleyim, benim de Rus cikolatalari ile aram pek yok.

Sonunda bu mekani da modern, luks, sanat kokan bir mekan haline cevirmeyi basarmislar. Birkac galeri ve daha cok luks restoranlardan olusuyor. Soyle bir dikkatli bakinca meraklilari genelde zengin gencler :)

Birkac restoran ozellikle dikkatimi cekti. Bunlardan ikisi Bar Strelka ile hala yapimi devam etmekte olan Belka. Bilindigi uzere Belka ve Strelka Ruslar'in uzaya yolladiklari ilk kopeklerin adi. Hos olmus. Digeri ise Art Akedemiya restoran. Biz gittigimizde icinde mini bir kermes vardi. Bir kadincagizin onundeki fanustan kagit cektim. Fal gibi birsey. Kisaca "Havalar nasil olursa olsun senin havan guzel ve gunesli olacak dedi :)" Bir diger kosede de mini yemek kursu vardi, fazla izlemedik :)

Iste... Moskova kendini yenilemeye devam ediyor... Guzel seyler oluyor, ama itiraf edeyim ben eski Moskova'yi yine de ozluyorum...

Neyse... bu arada baktik ki World Press 2011 sergisi var. Kacar mi? Hemen daldik gezdik. 2011'in en iyilerini gezdik, bir de kucuk bolme yapmislar, odul almis Rus fotografcilarin fotograflari. Onu da gezdik. Guzel bir sergiydi. Sahi bu sergi Turkiye'ye de geliyor mu? World Press 2011'in fotograflari : TIKLAYIN

Biraz da foto ;)




World Press 2011 sergisi:



Bu bebis su anda benle yasit :)


Bar Strelka



Kimin dedikodusu acaba :)






13 Haziran 2011 Pazartesi

Eski-yenişehir


Eskişehir bir zamanlar gerçekten eski bir şehirdi ancak ne zaman ki Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen'in sihirli parmakları şehre değdi artık bu şehre eski demeye dilim varmıyor doğrusu. Eskiden ailemle birlikte bir iki kez gitmiştim ancak aklımda kalan bulanık kahverengi akan ve kötü kokan bir nehir ve orduevi olmuştu. Oysa şimdi şehrin her köşesini hatırlıyorum hem de gülümsemeyle.

Herşeyden önce şunu belirtmeliyim ki, Sayın Büyükerşen sanki biraz Peter'den etkilenmiş gibi. Gondolları ile Venedik'e benzetilse de köprülerinin işlemeleri, köprü başlarındaki metal heykelleri, meydanları ile bana direk Petersburg'u anımsattı.

Yaptığı herşey şehre yakışmış doğrusu. Nehir temizlenmiş, trafik düzelmiş, kısaca şehir güzelleşmiş. Her ne kadar tramvay nedeniyle bazı caddeler trafiğe kapanmış, bazıları tek yön olmuşsa da (ki bu durum orada yaşayanlar göre trafiği arttırmış) bence trafiği arttırmak yerine halkı toplu taşıma yönlendirmiş. Bu da iyi birşey elbette.

Eskişehir tam dendiği gibi asker, memur ve öğrenci kenti. Heralde Türkiye'de yaşlılıktan ölüm oranının en az olduğu şehirdir. Zira öğrenci çok, yaş ortalaması düşük. Sokaklarda öyle en azından.

Porsuk nehrinin kenarındaki kafelerde gençler toplanmış muhabbette, az sayıda da olsa turistler (ki bunlardan biri de biziz) gondol sefasında, seçim günü olması nedeniyle az sayıda açık olan mağazaların önünden geçen bisikletliler, yenilenmiş Odun Pazarı evleri...

Ahhh ah hele o Odun Pazarı evleri... Bir evin cumbası varsa benim kalbimi fethetmeye yetiyor. O eskimiş, dökülür vaziyetteki cumbalı evler yenilenmiş, restore edilmiş, rengarenk boyanmış mükemmel olmuş. Bazıları butik otel, bazıları galeri, bazıları kafe... Alaçatı'da hissettim kendimi. Çok istedim o evlerden birinde atölyem olmasını :)

Son olarak Sazova Bilim ve Kültür parkından bahsetmek istiyorum. Hani Ankara'da Sincan tarafında bir Harikalar Diyarı var ya... Bir heves gitmiştik üç beş tane kötü çizgi film karakteri nedeniyle bu adı almış yer tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Ama Sazova parkı tam hayalimdeki gibi çıktı doğrusu. Bu park henüz yapım aşamasında tam bitmemiş. Mesala bir şato yapılıyor. Bu şatonun en büyük özelliği her parçasının Türkiye'deki tarihi bir yapıdan alınmış olması. En yüksek ana kuleye bakarsanız Galata Kulesi'ni görebilirsiniz mesela.

Sonuç olarak seçim günü çıktığımız yolculuk fazlasıyla bizi doyurdu. (hem çiğ börekler midemizi hem de güzellikler ruhumuzu doyurdu :)) Gezinin fotoğrafları ile sizi başbaşa bırakıyorum, iyi seyirler ;)














3 Haziran 2011 Cuma

Sen bir ceviz ağacısın Nazım... işte o yüzden ölmezsin...


Ölümünün 48. yılında ölümsüzlüğünü kutluyoruz sevgili Nazım Hikmet!!! 14 yıldır ilk defa bugün, 3 Haziran'da yani senin ölüm yıl dönümünde mezarının başında değilim. Ama düşüncelerim orada...

1959'da yazmış Nazım bu şiiri, 2011 hala aynı soruyu soruyoruz ne acı!

BU VATANA NASIL KIYDILAR

İnsan olan vatanını satar mı?

Suyun içip ekmeğini yediniz.

Dünyada vatandan aziz şey var mı?

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Onu didik didik didiklediler,

saçlarından tutup sürüklediler.

götürüp kâfire : «Buyur...» dediler.

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,

vatan çırılçıplak yere serilmiş.

Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Günü gelir çarh düzüne çevrilir,

günü gelir hesabınız görülür.

Günü gelir sualiniz sorulur :

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Nazım Hikmet Ran 1959

Sen öleli 48 sene olmuş Nazım Usta, ama hala bu vatana kıyıyorlar haberin var mı? 52 yıl olmuş sen bu satırları yazalı ama her bir kelimesi bugüne denk biliyor musun? didik didik ettiler-ediyorlar, kafire buyur ettiler-ediyorlar, teksaslı çavuşu demeye bile luzum yok! Ama gün gelecekse de gelsin artık..

15 Mayıs 2011 Pazar

Sunay Akın'lı akşam...



İlk defa Moskova'da izlemiştim. 2 yıl önceki Nazım Hikmet'i anma günü için Sunay Akın ve Akgün Akova misafirimizdi. Mükemmel bir program hazırlamışlardı bizim için. Biz de boş durmadık, onları gezdirdik Moskova'da 4 gün boyunca :) Bu akşam da Sunay Bey Çayyolu'ndaydı ve yine nefis bir programla bizi büyüledi. Program sonrası kuliste biraz da Moskova'yı andık. Off of çok özlüyorum Moskova günlerini...

10 Mayıs 2011 Salı

Zafer Bayramı


9 Mayıs Ruslar için oldukça önemli bir gün. 2. Dünya savaşında Almanlar'ın Ruslar'a yenildiği gün 9 Mayıs. Üzerinden 66 yıl geçti.

Her yıl Moskova'da büyük bir coşkuyla kutlanıyor Zafer Bayramı. Hiç aksatmadan ben de her yıl bayramın kutlandığı yerlere, özellikle de Zafer Parkı'na giderdim. Ama bu yıl gidemedim... Ankara'dayım... Öyle de kalacağım görünen o ki...

Ama Rus Kültür Merkezi buradaki Ruslar'ı da düşünmüş ve bir piknikle zafer bayramını kutlamaya karar vermiş :) Biz de çoluk çocuk ne yaptık? Elbette bayrama gittik. Gerçi tam gününde olmadı, tatile denk gelsin diye 8 Mayıs Cumartesi günü yapıldı kutlama ve anneler gününe denk geldiği için uzun süre kalamadık ama yine de bulunduğumuz süre boyunca çok keyifli zaman geçirdik.

Kutlama sonrası kızımın çektiği fotoğraflardan birisi de (yukarıdaki) www.turkrus.com sitesinde yayınlandı ve kızımın fotoğraflarından biri ilk defa medya önüne çıktı :)

İşte kutlamalardan birkaç fotoğraf...

(Not: yakamızdaki turuncu siyah kurdelalar Aziz Georgi kurdelasıdır ve her Zafer Bayramında Moskova bu renklere boyanır. Herkes çantasına, arabasına, saçına v.b takar. Aziz Georgi kurdelası cesaret madalyasına takılan bir kurdeladır. Doğuşu aslında çok eskiye dayanır. Turuncu-siyah çizgiler ateş ve cesareti simgeler)









14 Nisan 2011 Perşembe

Gagarin'in uzaya cikisinin 50. yili serefine...



12 Nisan 1961. Ruslar ve aslinda tum dunya icin bircok hayalin gercege donusebileceginin ispatinin gunu. O gunun uzerinden 50 yil gecmis, ben de cikayim bunu kutlayayim dedim. Iyi de etmisim...

Aslinda cok daha guzel kutlamalar beklerdim Rus halkindan. Yani bulduklari her firsati degerlendirip sazli sozlu ve de bol isiltili kutlamalar yaparlar. Bu da gayet onemli bir olaydi neden bu kadar sonuk kaldi anlamadim. Belki de Gagarin'in "Vostok 1" ile uzaya firlatildigi yerde yani Kazakistanh'da Baykonur'da guzel kutlamalar olmustur ama Sosyalist ulkenin baskentinde benden zayif not aldi.

Yine elim bos durmadi. Madem program yok dedim, ben de kendi kutlamami kendim yaparim :) Sabah ilk is ciceklerimi alip solugu Gagarin meydanindaki Gagarin heykelinin onunde aldim. Kucuk cocuklarini getirmis anne-babalar ve babaushkalar vardi. Hep birlikte ciceklerimizi koyduk, buyukler kucuklere tek tek anlatti falan fotograflarimizi cekildik ve ayrildim meydandan. Eee nereye gidilir? Elbette dogru Uzay Muzesine...

Uzay Muzesine ilk gidisim degil. 5 defa falan gittim. Hafta ici gittigim oldu, hafta sonu ya da bayramlarda. Ama bu kadar kalabalik gordugum hic olmadi :) Iceri girebilmek icin disarida 15dk kadar sira bekledim :)

Muzeyi daha onceden gezmis oldugum icin cok ayrintili gezmedim yeniden. Zaten istesem de o kalabalikta gezemezdim :) Hizli bir turun ardindan ver elini VD
Kaydı Yayınla
Nh. Taa oraya kadar gitmisken ugramadan olmazdi :)

Son olarak gunu Eski Arbat'da hizla ve buza yakin yagan karin altinda tamamladim ama orada da beni bir surpriz bekliyordu. Kucuk bir grup genc kendi yaptiklari kozmonot kiyafetleri icinde ve cesitli kostumlerle "uraaa Gagarin" bagirislari ile sokagi bir bastan diger basa yuruduler. Ben de ne yaptim onlara takildim :)


Iste boyle sevgili gunce... Moskova beni ben Moskova'yi birakamiyoruz bir turlu. Gagarin benim en sevdigim Rus ve bu gelisimde de boyle anlamli bir seye denk geldigim icin mutluyum. Ama yarin eve donus var. Acaba evim neresi?

Biraz da fotograf?









12 Nisan 2011 Salı

50 yil once bugun, kucuk dev adam oradaydi!


Ruslar kahramanları ile pek bir gurur duyarlar. Tabi her millet gibi. Benim de Rus kahramanları (kahraman diyorum çünkü bir damlacık boyuyla çok büyük bir işe imza atmış kendisi) arasında en sevdiğim her zaman Yuri Gagarin olmuştur.

İmrendiğim çok az insandan birisi Yuri Gagarin. Yıldızlar, uzay, sonsuzluk, boşluk, daha önce hiç gidilmeyene gitmek, hiç görülmeyeni görmek, hiç yaşanmayanı yaşamak... Oysa o çok sıradan başlamış bu hayata... Gzhatsk yakınlarındaki Kluşino kasabasında bir çiftçi ailenin dördüncü çocuğu olarak 9 Mart 1934 yılında doğmuş. İkinci dünya savaşı sırasında oldukça zor günler geçiren ailenin 2 erkek çocuğu, yani Gagarin'in abileri Almanya'da esir tutulmuş. Gagarin okulda zekası ile hemen farkedilen bir çocukmuş. Hatta öğretmenlerinden birisi Kızıl orduda pilotluk yapmış. Gagarin'in bu matematik hocasından çok etkilendiği söylenir.

Ama işler filimlerde olduğu gibi gelişmiyor elbette gerçek hayatta. Gagarin dökümhanede çıraklık dahi yapmış para kazanabilmek için. Ne de olsa basit bir çiftçi çocuğu, önüne imkanlar kırmızı halı gibi serilmiyor. Daha sonra Teknik Yüksek Okulda okumaya başlayan Gagarin bu sırada tutkularını gerçekleştirme fırsatı bulmuş ve Hava Kulübüne yazılmış. Ardından genç pilot savaş uçağı eğitimi almaya başlar, hatta orada Valentina Goryacheva ile tanışır. Onunla 1957 yılında evlenirler. Gagarin ilk olarak Norveç sınırında bir bölgeye atanır ve yetişkin bir erkek olduğunda boyu sadece 157.5 cm’dir.

Gagarin bununla da yetinmeyerek 20 adayın yer aldığı bir uzay yarışına girer Bu yarışta 20 aday arasından Yuri Gagarin ufak boyu ile testlerin tamamını geçer, German Titov ile başa baş kalır, ama diğer adaya göre Gaagrin'in daha cana yakın olması, güler yüzlü olması ona artı kazandırır, uzay programına seçilir ve kozmonot olur.

Sade bir çiftçi çocuğu iken kozmonot olan Yuri Gagarin 12 Nisan 1961’de Vostok 1 adlı uzay aracı ile uzaya çıkan ilk insan ünvanını alır. Uluslararası medyaya göre Gagarin uzaydayken "Burada Tanrı falan göremiyorum" der ama kayıtlarda böyle bir cümleye rastlanmaz. Gagarin'in inişte ölebileceğinden şüphelenen Sovyet otoriteleri Yuri'nin rütbesini henüz yörüngedeyken TASS'a yükseltirler. Ama Gagarin sağ salim ve ünlü biri olarak iner.

İnişten sonra Gagarin dünyayı dolaşmaya başlar. Ancak Gagarin popülerliğin verdiği ağırlığı bir süre sonra taşıyamaz ve alkol bağımlısı olur. 1962 yılında kendini yeniden toparlayarak kozmonot yetiştirme programında eğitmen olarak çalışmaya başlar.

Gagarin, 27 Mart 1968`de MiG-15 model uçağıyla rutin bir deneme sürüşü sırasında eğitmeniyle birlikte hayatını kaybeder. Kazaya neyin sebep olduğu bilinemez, 1986 yılında bir soruşturmada Su-11 model bir uçağın yol açtığı türbülansın kazaya yol açtığı söylenir. Aynı zamanda hava koşulları da kötüdür. Başka bir söylenti de Gagarin`in sarhoş olduğudur, oysa ki bu doğru değildir çünkü uçuştan önce iki testten geçmiştir ve yapılan araştırmalarda alkol veya uyuşturucu izine rastlanmamıştır. Yeni bir teori de pilot kabininin yanlışlıkla açıldığı ve bir anda güçlenen hava dolaşımı yüzünden uçağın kontrolünü Gagarin`in kaybettiğidir.

Ama her ne olursa olsun Yuri Gagarin, Sovyetler Birliği’nin küçük bir kasabasından çıkar, öyle yükselir ki, uzaya kadar gider. Tüm dünyanın heyecanla izlediği ve beklediği bir olayın baş kahramanı olur. Bu ufak tefek, güler yüzlü, sıcak kanlı kahraman asla unutulmaz.